James Cameron’un fantastik bilim-kurgu Avatar filmini sonunda izleme olanağı buldum. Filmin konusu, bütçesi, çekilme macerası, teknolojik özellikleri, sinematografik metaforları üzerine çok şey yazılıp çizildi, daha da yazılıp çizileceği benziyor. Nedeninin filmin senaristi ve yönetmeninin yaşadığı yüzyılın ve kültürün bakış açısını, dogmalarını aşamamışlığı ve film eleştirmenlerinin de aynı girdap içinde bulunmaları olduğunu düşünüyorum; yani nesnellik sorunsalı. Tabi bunun bilinçli bir seçim mi yoksa bir kaçınılmaz mı olduğunu bilemeyiz.
Filmi solcu, emperyalizme karşı bir film olarak yorumlayanda olmuş, Batı kapitalizmi eleştiriliyor gibi yapılıp aslında meşrulaştırıldığı şeklinde çıkarımda bulunan da olmuş.
“Gün gelir askeri yönetim tüm zengin maden yataklarını zorla ele geçirmeye karar verir. Na'vilerin yaşadığı bölgeler bombalanır. Na'vilerin umudunun tükendiği bir anda, artık kendisini onlardan biri olarak kabul ettirmiş olan Jake Sully sahneye çıkar. Amerikalı bir Vietnam gazisini canlandıran başrol oyuncusu; yerlilere hayatta kalmaları için gerçekçi olmayan ve insanoğlunun sömürücülüğü ve yıkımı karşısında eninde sonunda kendini kadere bırakan bir çözüm önerir.
İnsansoylu bu kahraman; yerlilerin arasına karışıp onların mücadelesi için çabalasa da ortaya şöyle bir gerçek çıkıyor: Filmin kahramanı kendi içinde bulunduğu ve eleştirdiği düzeni değişmeye zorlamıyor! Tam aksine Navi'lerin arasına dışarıdan katılarak onları dönüştürüp kurtarıyor.
Filme Navi'lerin durduğu yerden bakarsak, durum daha da umutsuz! Onlara kendini kabul ettirmiş ve kendilerinden daha üstünmüş gibi görünen bir beyaz insan olmadan örgütlenemiyorlar bile. Hayatta nasıl kalacaklarını da yine o beyaz insandan öğreniyorlar.
Ama kötü insanoğlunu kesin olarak yenmek için bu da yeterli olamaz. Öyle ya, yerliler iyi bir insanın liderliğinde bile yalnız başlarına üstün teknolojik imkanlara sahip beyaz insanları yenemezler. Bizzat Tanrı'nın kendileri lehine devreye girmesi, "ebabilleri" düşman üstüne salması şarttır.
Filmin yönetmeni Cameron, mevcut sisteme, yani tüketimci kapitalist düzene karşı ideolojik eleştiri içeren bir film yaptığı iddiasında. Film Amerika'nın bugüne dek Vietnam'a, Afganistan'a, Irak'a saldırılarının bir günah çıkarması gibi görünüyor ilk başta. Oysa ırkçılıktan sadece kendini üstün görmeye dek Batı kapitalizminin tüm sorunlarını eleştiriyor gibi yapıp meşrulaştırıyor. Bu açıdan, filmde Obama ile yüzüne yeni bir maske geçiren Amerikan söyleminden öteye geçmiyor.
Filmde ayrıca Amerika'nın kendi toplumunu ileriki zamanlarda gerçek dünyadaki yeni işgallere hazırlamaya sinemayla başladığı düşünülebilir.” (Ulusal Kanal)
Filmi seyrederken benim de düşüncelerim ulusal kanalın eleştirilerine yakındı. Yine Batı emperyalizmi tarafından kategorize edildiği şekilde az gelişmiş ülkelerin kendilerini kurtarabilme ön koşulunun “gelişmiş ülkelerin” vicdanı hür, vicdan sahibi bireyleri sayesinde olacağı ki bu hür bireylerde aslında belirli güç odaklarının temsilcileriydiler: askeriye ve bilim. Diğer yanıltıcı husus ise bilimin vicdanının olduğu askeri anlayışın yok etmek üzerine kurulu olduğuydu. Oysa bilim teknolojiye ve askeriye hizmet etmese askeri gücün var olamayacağı bir gerçektir. Bilim düşündüğümüz kadar masum değil.
Pandora’yı özgürlüğüne kavuşturan Navilerin Tanrısı Eawa oluyor. Doğanın tüm güçlü canlıları gelişmiş teknolojiye sahip beyazların üzerine salınıyor ve Pandora kurtuluyor. Bunu batının manevi değerleri dışlayıcı, maddeci anlayışına bir eleştiri olarak mı okumalı yoksa görmezden geldiğimiz doğanın gücünün hatırlatılması olarak mı? Eski asker Avatar Jack Sully Eawa’dan Navilere yardımcı olmasını dilerken, Pandora prensinin Eawo’nun taraf tutmadığını, yalnızca doğanın dengesini koruduğunu söylemesi bence senaryonun tutarsız yanıydı. Hayatlarına dair her kararı Eawo’ya danışarak alan bir halkın hayat memat meselesi bir konuda Eawo’dan yardım istememesi akıl dışıydı
Pandora’nın prensesi, Navili bedeni aklıyla yöneten beyaz adam Jack Sully’ye kendine eş olarak seçeceği kadınları tanımlarken “güzel” sıfatını kullanması, bir çeviri hatası” değilse, beni şaşırttı. Navililerin yaşam deneyimleri ve kültürleri saygı, sevgi üzerine kurulu. Bu seçim ölçütü tamamıyla batılı kültürün bir dayatması.
Cevaplandırılması gereken temel soru Avatar’da Cameron Pandora’nın kutusunu açabilmiş mi?